24 Temmuz 2013 Çarşamba

Psycho




Marion Crane, Arizona'da bir emlak ofisinde çalışmaktadır. Sevgilisi Sam  ile evlenmek istemektedir ancak çiftin çok az parası vardır. Bir cuma günü, patronu Marion'a bankaya para yatırması için 40 bin dolar verir. Marion, bu parayla Sam'le hayal ettikleri hayatı kurabileceklerine karar verir ve parayı çalarak Sam'le buluşmaya gider. Yolda Bates Motel'de konaklamak zorunda kalır. Moteli işleten Norman Bates, annesiyle saplantısı olan genç bir adamdır.Beraber akşam yemeği yerler ve Marion odasına çekilir ve yatmadan önce duş almaya karar verir. Sinerma tarihinde adından ünlü "duş sahnesiyle" söz ettiren, türünün en önemli örneklerinden Sapık, Alfred Hitchcock'un başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. 

Sapık filmi Robert Bloch'un aynı isimli romanında sinemaya uyarlanmıştır. Alfred Hitchcock romanı okuyup filmini çekmek istediği zaman piyasadaki tüm Sapık kitaplarını satın almıştır. Filmin heyecanı kaçmasın kimse sonunu bilmesin diye.

Hitchcock'a Sapık filmi için yapım şirketleri bir bütçe vermemişlerdir. Bunun üzerine Hitchcock filmin bütçesini evini ipotek ederek sağlamıştır. Film sırasında Hitchcock'a en büyük desteği eşi Alma Reville vermiştir. Kimsenin ona inanmadığı bir dönemde sonuna kadar eşinin arkasında olmuştur.

Filme gelecek olursak gerçekten insanı izlerken geriyor ve ürpertiyor. Sansür kurulunun katı kuralları olmasaydı Hitchcock'un Sapık filmi çok daha iyi olabilirdi bence. Ama bu haliyle bile çoğu günümüz korku filminden daha iyi.

Filmin müzikleri ise insanları korkutan en büyük etken. Özellikle o duş sahnesinin bu kadar meşhur olmasının en büyük nedeni bence kesinlikle orda kullanılan müziktir. Hitchcock o sahnede müzik kullanmayı istememiştir ama eşi Alma onu ikna etmiştir bu konu da.

Filmin sapığı Norman Bates karakterini canlandıran Anthony Perkins ilk Sapık filminden 23 sene sonra çekilen filmde de başrolü oynamıştır. 1986 senesinde çekilen Psycho 3 filminde ise ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturmuştur. Yani Anthony Perkins uzun yıllar Sapık filminden kurtulamamıştır.

Sonuç olarak Sapık filmi günümüz korku filmlerinin çoğunu ezer geçer. Kesin ve nettir bu.

Puanım:10/8

9 Temmuz 2013 Salı

Les Diaboliques




Filmin Özeti:
Fransa'nın taşrasındaki bir yatılı okulun sadist müdürü Michel'in, mülkiyeti karısı Christina 'ya ait olan okuldaki öğretmenlerden biri olan Nicole ile ilişkisi vardır. Bencil ve acımasız bir adam olan Michel, metresi Nicole'e de kalp hastası olan karısına davrandığı gibi kötü davranmaktadır. Karısı ve metresi birlikte her ikisine de acı çektiren okul müdürünü ortadan kaldırmak için bir plan yaparlar. Önce Michel'i zehirledikten sonra banyo küvetinde boğarlar ve bir süreliğine okulun bahçesindeki bakımsız ve pis havuza atarlar. Havuzun suyu beklenmedik bir şekilde boşaltıldığında cesedin orada olmadığını görürler.

1952 yılında yayınlanmış Celle Qui N'était Plus isimli Boileau-Narcejac romanından sinemaya uyarlanmıştır.

Les Diaboliques 1955 yapımı bir Henri Georges Clouzot filmidir. Film "Seyredin, şaşırın ama ağzınızı sıkı tutun." sloganıyla tanıtılmıştır. Tüm film boyunca yaratılan gizemli hava bize çok iyi şekilde sunulmuştu. İzlerken bir Alfred Hitchcock filmi izliyor gibi hissetttim kendimi. Çünkü gizem bir Hitchcock filmindeki kadar güzel aktarılmıştı seyirciye.

Filmin sonu sürpriz bir şekilde bitiyor ve yönetmen bunu izlemeyenler öğrenmesin diye "Seyredin, şaşırın ama ağzınızı sıkı tutun." sloganını kullanmıştır. Evet doğru film gayet şaşırtıcı bir sonu var ancak bir yerden sonra filmin sonunun nasıl şekilleneceğini anlıyorsunuz. Son yarım saate girildiğinde benim için filmde hiç bir sürpriz kalmamıştı zaten.

Kısa Bilgi: Derler ki Hithcock'un yapamadığı tek film. Zira Hitchcock bu kitabın haklarını satın alma hakkını bir iki saatle kaçırmış ve Henri Georges Clouzot'a kaptırmıştır.

Söylendiğine göre adamın biri Alfred Hitchcock'a yazdığı mektupta şöyle demiş; "Kızım Diabolique'i seyrettikten sonra banyo yapmaktan korkuyordu. Şimdi de sizin çevirdiğiniz Psycho'yu seyretti, artık duşa girmekten de korkuyor. Şimdi ben ne yapacağım?" Hitchcock'un cevabı; "Kuru temizlemeciye gönderin"

4 Temmuz 2013 Perşembe

The ABCs of Death




Filmin Özeti:
The ABC's OF DEATH dünyanın en yetenekli onlarca ismi tarafından yönetilen bölümlerden oluşan önemli bir antoloji filmidir. Çocukları eğitici ABC tarzı kitaplardan esinlenilerek hazırlanmış bu film her biri farklı bir yönetmen tarafından çekilmiş 26 farklı bölümden oluşuyor. Yönetmenlere ölüm hakkında bir hikaye yaratmak için istedikleri kelimeyi seçme hakkı verilmiş. Kışkırtıcı, şaşırtıcı, tuhaf ve çelişkili THE ABC’s OF DEATH modern korku çeşitliliğini yansıtan bir film. Drafthouse Films, Magnet Pictures ve Timpson Films alfabetik ölüm cephanesini sunmaktan gurur duyar. 

Film 26 adet kısa filmden oluşmakta. Bu 26 adet kısa filmin için de izlemeye değer bir tane bile film yok maalesef. Çok büyük beklentilerim vardı bu projeyi ilk duyduğum da ancak beklentilerimin 100'de 1'ini bile karşılayamadı ne yazık ki.

Çoğu film korkudan çok zırvalıktı. Yönetmenlerin çoğu asyalıydı kesinlikle berbat şeyler çekmişler. Korku desen değil, komedi desen değil. Tek kelimeyle iğrençler. Bazılarını izlerken sonun da afallıyorsunuz. "N'oldu lan" diyo insan. Şimdi bu seçilen kelimelerle çekilen filmlerin bazılarını eleştircem burdan sonrası spoiler olabilir.

Fart (Osuruk): İsim zaten her şeyi anlatmaya yeter nitelikte. Sonun da açık ve net olarak "Senin yazacağın senaryoya sokayım ben" dediğim doğrudur.

Hydro Electric Diffusion (Hidroelektrik Akımı): Şimdi burda başrol oyuncuları köpek ve kedi kostümü giymiş. Striptizci bir kedi kostümlü kadın ve onu izleyen The Mask filmindeki JimCarrey gibi hareketler yapan köpek kostümlü bir adam. Böyle salakça bir şey olamaz ya.

Klutz (Beceriksiz): Bunca kısa film arasında animasyon olmazsa olmazdı tabi ki. Ama bu animasyon sınırları aşırı zorlamış ya bu nedir böyle.

Libido (Libido): Niye bilmiyorum ama hoşuma gitti bu bölüm. Aslında öyle çok iyi bir yanı da yoktu.

Miscariage (Düşük): Listedeki en kısa film buydu ve bence en etkileyicisi de bu filmdi diyebilirim.

Nuptials (Gerdek): Bu ise gerçekten komikti. Zavallı adama üzüldüm bir an.

Speed (Hız): Ölüme farklı bir açıdan bakmış yönetmen. Bunu beğendim gerçekten izlemeye değerdi.

Toilet (Tuvalet): Yaklaşık 1 yıl önce nette izlemiştim o zaman hoşuma gitmişti. Burda da güzel durmuştu.

WTF (Bu Ne AMK): Filmi izlerken aynen böyle dedim sonra film bitti bir de baktım ki filmin adı da buymuş. Film isminin hakkını veriyor. Gerçekten izlerken Bu ne AMK diyor insan.

XXL: Kadının yemek yediği sahne çok iğrençti. O kadar yerini kesti iyi bile hayatta kaldı.

Sonuç olarak The ABCs of Death başarısız bir denemeden öteye gidemiyor. Deneyecekseniz Asyalıları bu işe karıştırmayacaksınız.

Puanım:10/3

2 Temmuz 2013 Salı

Evil Dead (2013)




Filmin Özeti:
1981 yapımı kült korku filminin merakla beklenen yeniden çevriminde, yirmili yaşlarda beş arkadaş bir kulübede kapalı kalıyor. Ölülerin Kitabı’nı bulduktan sonra, farkında olmadan ormanda yaşayan ve uyumakta olan şeytanları toplamaya başlıyorlar. Bu şeytanlar birer birer gençleri ele geçiriyor ta ki geride hayatta kalmak için savaşan bir kişi kalana kadar. 

1981 yapımı Evil Dead filmini ilk izlediğim sanırım 12 yaşındaydım. Film de beni en çok etkileyen sahne ağaçların kıza tecavüz etmesi olmuştu. Ergenlikle mi alakalıydı bilmiyorum ama bana çok enteresan gelmişti. Çok yaratıcıydı. Hele hele Sam Raimi'nin hiç esirgemeden kullandığı o bol kan beni benden almıştı. Aşırı abartılıydı ve aşırı güzeldi.

Evil Dead'in ilk defa tekrar çekileceğini duyduğum da "Acaba ağaç sahnesi bunda da olacak mı?" diye sordum kendi kendime. Konu erotizm değil yanlış anlaşılmasın konu burdaki orjinallik. 1981 yılında ki ağaçlı sahnenin 2013 yılında nasıl çekileceğini merak ediyordum. İmkanlar daha yüksek olacaktı ve daha güzel olacaktı. İçimden hep böyle geçiriyordum. Fragmanda ağaçların tekrar iş başında olduğunu görünce heyecanlandım.

Gelelim filmimize. Ağaçlı sahne beni 1981 yapımı Evil Dead filmindeki kadar heyecanlandırma izlediğimde. Yönetmen koltuğunda Sam Raimi yok bu sefer. Ama yönetmen Fede Alvarez de kanı hiç esirgememiş. Filmde bolca kan mevcut. 

Film kendini izlettiriyor ama nedense o ilk Evil Dead'in tadını alamadım ben bu filmde. Başlangıcı çok hoşuma gitmişti aslında. Ama devamı için aynı şeyi söyleyemeyeceim. Karakterler çok sığ kalmış. Ash karakterini mumla aradım diyebilirim.

Spoiler

Filmde ki Eric karakteri ölmüyor. O herif niçin ölmüyor. Raimi ve Alvarez niye öldüremediniz o herifi siz. İlk önce kocaman bir ayna parçasını Eric'in göğsüne saplıyorlar. Oluk oluk kan akıyor ama adam hiç bir şey olmamış gibi kalkıp yürümeye konuşmaya devam ediyor. Daha sonra çivi tabancasıyla çivi yağmuruna tutuluyor. O da yetmiyor levyeyle ilk önce elini parçalıyorlar daha sonra da sağlı sollu herifin kafaya giriyor kadın. Ama yine bişey olmuyor. Herif kalkıyor ondan sonra arkadaşını kurtarıyor. Allahtan o sırada karnına falçata saplanıyor da o şekilde ölüyor.

Peki ta Mia'ya ne diyeceğiz. Kötü ruh kızın içine girdi. Kıza ağaçlar tecavüz etti, kendini haşladı, kendini ordan oraya vurup zarar verdi, dilini yılan diline çevirdi, sonra abisi bunu diri gömdü gömdü. Sonra ne oldu sürpriz. Abisi Mia'yı gömdüğü yerden çıkarttı. Kalbine elektrik verdi baktı geri dönmüyor arkasını döndü. Ama o da ne Mia seslendi "David" üstelik Mia sıfırlanmış. Hiç bir yara beresi yok kızın. Kızlar aklınız da bulunsuz toprağa gömülmek cilde çok iyi geliyormuş.

Filmin sonunda Mia o kolyeyi alıp boynuna takıyor ama o kolyeyi kopartmıştın hacı sen giderken nasıl düzeldi o.

Spoiler

Sonuç olarak film kendini izlettiriyor ancak ilk Evil Dead'i mumla aratıyor. Eski Evil Dead filmini bilmeyenler de "ne kadar harika bir film" diye film sitelerinde yorum yapıyorlar. Sıkmadan izleyebilirsiniz ancak izlerken kendinize sorarsınız; "Nerede bu Ash?"

Puanım:10/6